Anadolunun Çileli Hayatına Tercüman Olmuş Mısralar!

Anadolu toprakları halk şairlerimizin harman olduğu yerdir. Bu topraklarda asırlardır nice şairler nice halk ozanları yetişmiştir. Pek çok medeniyete, kültüre beşiklik etmesinin yanı sıra kendi kültürünü de farklı coğrafyalara ulaştırabilmeyi başarmıştır Anadolu. Aşık Veysel’den Karacaoğlan’a, Dadaloğlu’ndan Pir Sultan’a, Aşık Ömer’den Aşık Seyrani’ye adını sayamayacağımız pek çok halk ozanı yetişmiştir bu topraklarda. Belki de gitgide yok olan bu geleneğin son temsilcilerinden birisidir Ozan Derviş. Kendisini âşıklık geleneğine adadığını, yaşamını bu uğurda sonlandıracağını da ifade ediyor bizlere Ozan Derviş. Ozanın en büyük hedeflerinden birisi de gençlere bu kültürü tanıtmak ve uzunca seneler bu kültürü yaşatmak.

ERCİYES

Bilmiyorum kaç asırlık yaşın var.

Gelinlik kız gibi durun Erciyes

Yağmurun var boranın var kışın var.

Bağrında gizlidir korun Erciyes…

Dizelerinin sahibi bir Kayseri aşığı, bir Anadolu aşığı ozanımız 1962 yılında Nevşehir’in Derinkuyu kasabasında doğmuştur. Asıl adı İsmail Koçak’tır. İlk, orta ve lise öğrenimini Derinkuyu’da tamamlamıştır. Uzun yıllar görev yaptığı Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü’nden 1996 yılında emekli olmuştur. 35 yıldır halk ozanı olarak bu kültüre hizmet eden Ozan Derviş şöyle diyor: ’’Hedefim gençlere bu kültürü aktarmak, şiir aşkını aşılamak. Faydalı olabilirsem ne mutlu bana.’’ Aynı zamanda Kayseri Halk Ozanları Derneği üyesi olan ozanımız, evli ve 3 çocuk babası olup halen Kayseri’de yaşamaktadır. Kendisine hayatıyla ilgili sorularımızı sorduk. Keyifli, samimi ve bir o kadar da sitemli cevaplar aldık. Hikâyenin geri kalan kısmını gelin ozanımızdan dinleyelim.

Sevgili ozanım şiir yazmaya ne zaman başladınız ve etkisi altında kaldığınız bir halk şairi var mıdır?

Şiir yazmaya 17 yaşında başladım diyebilirim. Çeşitli halk ozanlarından ilham aldım ve bunu icra etmeye çalıştım. Mesela Ağrılı Aşık Pirgani’den çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Gerek yaşantısından, gerek şiir anlayışından, gerek bu kültüre bakış açısından çok şey kazandım. Çocukluğumda ramazan gecelerinde birçok etkinlikler yapılırdı. Bizler çocuk aklımızla bunlardan etkilenirdik. Bu durum içimde hep ukte olmuştur. O yaşlardan itibaren kendimi bu kültüre ve bu geleneğe adadığımı söyleyebilirim. Acısıyla, tatlısıyla, iyisiyle, kötüsüyle halk ozanlığı kültürüne bir giriş yaptım ve bu anlayışla hayatıma devam ediyorum.

Sevgili ozanım bize eserlerinizden söz eder misiniz?

Tabi ki söz etmek isterim. Bugün itibariyle 600’e yakın şiirim var. Bunları kitap haline getirmek istedim ama maddi imkânsızlıklardan dolayı bunu gerçekleştiremedim. Şiirlerim farklı zamanlarda birçok gazete, dergi ve televizyonlarda yayınlandı. Bunun dışında 24 adet eserden oluşan 3 Cd haline getirilmiş ve yayınlanmış bir çalışmam var. Bunların tamamı bizzat kendi yazıp söylediğim eserlerimdir. Hatta şiirlerimden bir dörtlük okumak isterim uygun olursa;

Anam bizler için dağlar aşardı.

Bir derdimiz olsa hemen koşardı.

Bizle ağlayıp bizle coşardı.

Senin hakkın asla ödenmez anam…

Sevgili ozanım size göre halk şairi nasıl olmalıdır?

Öncelikle bu milletin şairi olmalı, bu milletin dili olmalı, bu milletin derdi olmalıdır. Kafasına estiği gibi ısmarlamaca şiirler yazmamalı; toplumun sorunlarını, dertlerini, tasalarını ele almalıdır. Bizim kültürümüzü en iyi şekilde yansıtmalı, bizlerle ağlamalı bizlerle gülmelidir. Eserlerini kaleme alırken aşk ile düşünmeli, aşk ile yazmalıdır.

‘’İlham olmadan şiir yazılabileceğine inanmıyorum’’

Bir halk ozanı olarak şiirlerinizi nasıl yazarsınız?

Ben şiirlerimde genellikle 11’li hece ölçüsünü kullanıyorum. Bunun yanında serbest ölçü ile yazdığım şiirlerimde var tabiki. Elimden geldiğince ölçüye dikkat etmeye çalışıyorum. Yani ben matematik bilmem, matematik hesabını bilmem. Ben ozanca yazarım, ozanca söylerim. Şiirlerimi yazarken bir ilham kaynağına ihtiyaç duyarım. İlham olmadan şiir yazılabileceğine inanmıyorum. İlham gelmeden o iş olmaz. Eserlerime sevgimi, kültürümü, tüm kalbi duygularımı katarım. Yine çevremizdeki olaylardan da ister istemez etkileniyoruz. Şu an aklıma geldi mesela yaşadığım olumsuz bir olay üzerine hayırsız evlat için yazdığım şiirimi okumak isterim.

Bazıları mala mülke tapıyor.

Evlatlar it olmuş, ana baba kapıyor.

En son yine bildiğini okuyor.

Çok bozuldu bu evlatların düzeni.

Bazı halk ozanları arasında bade içme olayı vardır. Sizde bade içtiniz mi?

Valla herhalde içtim ki bu denli kalbe hitap eden duygu yüklü eserler yazabiliyorum. Tabi ki işin şakası bir yana o mertebeye ulaşmak için bir derviş olacaksın bir abdal olacaksın. Bizler daha ne derviş olabildik ne de bir abdal. İnşallah bizler de bir gün o makama ulaşabiliriz. Yine işin şakası bizler çaydan başka bir şey içmedik şu ömrümüzde.

Sevgili ozanım şiir ve deyişleriniz konusunda mutlak birçok etkinliklere ve yarışmalara katıldınız, bu konuda ödüller aldınız mı, aldıysanız ne gibi ödüller aldınız?

Öncelikle tabi ki çok sayıda ödüller aldım. Çeşitli plaketler, teşekkür belgeleri ve madalyalarımı örnek gösterebilirim. İsim olarak birkaçından bahsetmem gerekirse; Kayseri Halk Ozanları Kültür Derneği’nden, Kayseri Kültür ve Yaşatma Vakfı’ndan, Adana Halk Ozanları Kültür Derneği’nden, Ceyhan Halk Ozanları Kültür Derneği’nden ve adını sayamadığım birçok yerden çok sayıda ödüller aldım.

Eskiden ozanlar daha değerliydi demek doğru mudur?

Kesinlikle doğru olur. Çünkü eskiden sevgi saygı vardı bizlere. Bizleri bu geleneği sürdürenleri toplum kendinden biri gibi görür daha çok bağrına basardı. Benim gördüğüm kadarıyla toplumumuzun her kesimi saygıyla kucaklardı bizleri. Biraz da kendi içimizden bahsedecek olursak eğer, bizde de bir usta-çırak ilişkisi vardı. Şimdilerde görüyorum ki ne ustalık kaldı ne de çıraklık. Şimdilerde insanlarımıza benim şahsım adına ozanım demem hiçbir anlam ifade etmiyor. Bunun temel sebebinin de yine bizler kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Yani ben, ben olayım benden başka kimse olmasın düşüncesi. Ozan yetişmesin, aşık yetişmesin. Ortada kesinlikle bir egoistlik, bir bencillik söz konusu. Kimse kimsenin bir adım önde olmasını ne yazıktır ki kabullenemiyor.

‘’Öyle bir şey kalmadı el birliğiyle bitirdiler’’

Sizce ozana daha fazla kıymet verilmesinin ya da verilmemesinin nedeni ne olabilir?

Öncelikle Kayseri için soruyorsanız şayet şunu söylemeliyim ki ozanların elinden imkanları alındı. Ozanlar kendi maküs tarihlerine mahkum edildiler. Bunu bir dörtlükle izah etmek isterim.

Böyle bir zaman aklım şaşıyor.

Kafam bozuluyor, sabrım taşıyor.

Ozanlar kimsesiz garip yaşıyor.

Elimizden tutan kimsemiz yok.

Yani demem o ki hiçbirimizin elinden tutulmuyor, değer verilmiyor. Örneğin; Büyükşehir Belediyesi dışarıdan bir sanatçıyı getiriyor 30-40 bin lira para veriyor. Burda bizleri görmüyorlar. Hep geri planda tutuluyoruz. Demiyorlar ki bu ozanlık, şairlik geleneği sürsün devam etsin. Öyle bir şey kalmadı el birliğiyle bitirdiler. Anadolu için konuşmak gerekirse burdaki şartlar geçerli değil diyebilirim. Mesela Sivas’ta, Maraş’ta oralarda bu aşıklık geleneği bambaşka boyutlarda saygı sevgi çerçevesinde devam ediyor. Bizim burda olduğu gibi unutulmaya yüz tutmuş diyemeyiz anadolunun geneli için. Biz aşıkları artık eskisi gibi bir etkinliğe, bir programa da çağırmıyorlar ne yazık ki. Hiçbir yerde de teşvik edilmiyoruz. Bu konuda da hayli sitemkarız.

Bazı ozanlar ölselerde eserleri ile yaşamaktadırlar, bunu neye bağlıyorsunuz?

Bunu toplumun bütün yönlerine ışık tutan kalıcı eserler bırakmalarına bağlıyorum. Mesela bir Aşık Veysel bir Dadaloğlu örnekleri var önümüzde. Ben sana bunun bir örneğini okuyayım hatta.

Ozanlar aşıklar ne olur susmayın.                  Kara fotin mihribanı kitapta,

Gönül bahçesinde açan güller var.                  Aşk yarası almış çare yok tıpta,

Sevgi barış varken sakın küsmeyin.                Yıllar yılı sakladığım mektupta,

Mutlu olun önümüzde günler var.                  Sevgilimden koku sinmiş pullar var.

 

İşiniz olmasın kasavet gamla,                          Sevda sevgi varken dargınlık niçin?

Sevgi fısıldayın gelen ilhamla,                         Dadaloğlu gibi tarihe geçin.

Göle döner gözden düşen her damla,               Elinden alınan Leyla’sı için,

Gözyaşıyla dolu dolu göller var.                      Mecnun’un gezdiği nice çöller var.

Örneğini de verdiğim gibi kalıcı olması için eserler içerisinde birazcık da olsa bizleri barındırmalı. Kendimizi eserin içinde bulmalıyız. Biraz da eserlerimizde geçmişimizi yaşatmalıyız. Geçmişi unutturmamalıyız. Bunun içinde şimdi şu dizeleri okumak isterim.

Gaz lambasını arar olduk mum’unan,

Ebem helva kavururdu un’unan,

Yatak yorgan yapılırıdı yun’unan,

Biz ne günler gördük bu zamanda

 

Eşeğin üstüne heybe atardık.

Pilavın içine tereyağı katardık.

Uykumuz gelince kağnılarda yatardık.

Biz ne günler gördük bu zamanda

Şeklinde yazarak geçmişte yaşanılanları, yaşadıklarımızı şiirlerimizde canlandırmamız lazım. Böyle eserler verirsek eğer kalıcı olabilir ve başta söylediğiniz gibi bizler ölürsek bile eserlerimiz yaşar, bizleri yaşatır. Dilden dile kuşaktan kuşağa aktarılır.

Sevgili ozanım son olarak bu açıklamalardan sonra ozanlık ya da şiir geleneği hakkında eklemek istedikleriniz var mıdır?

Vallahi söylemek istediğim şeyler çok var aslında. Mesela toplum olarak edep haya kurallarına biraz daha dikkat etmeliyiz. Biz ozanlar içinde kimyamız bozulmuş diyebilirim. Gençlerin bu hususlarda ozanlık geleneği için beyinlerinin uyuştuğunu düşünüyorum. Şimdiki gençler çok fazla şiir okumadığı için hayatı göremiyor, haliyle de hayatı bana göre eksik yaşıyor. Bunun sonucunda da gençler ne ana tanıyor, ne baba tanıyor, ne edep tanıyor ne hayâ tanıyor. Gençlere bu ozanlık sevgisini, şiir aşkını aşılamamız gerekiyor. Bunun doğal sonucu olarak da kaliteli aşıklar, çok iyi ozanlar yetiştirebiliriz. Maalesef kültürümüzü yaşatamıyoruz. Bu kültürü yaşatacak, yayacak yeni nesiller yetiştirecek olanlarda yine bizler ve bizim üstadlarımızdır. Bu gençlerden umutluyum ve bizden sonra da bizim kültürümüzü, bizim geleneğimizi yaşatacaklarına inancım tamdır.