Barcelona’daki İlk Türk Futbolcu: Kayserili Seyit Cem Ünsal

Türk futbol tarihinin en ilginç transfer hikayelerinden birine hiç şüphesiz Seyit Cem Ünsal sahip. İlk bakışta kariyer zirvesini Trabzonspor’da görmüş bir Anadolu futbolcusu gibi gözükse de Seyit Cem, gazetelerin tozlu arşivlerinde ve hayal meyal hatırlanan hatıralarda kalmış bir hikayeye sahip.

1998’in yaz ayları. Sezonu şampiyon olarak kapatan Barcelona’nın Teknik Direktörü Louis Van Gaal’ in yeni sezon için transferde farklı isimlere kapısı açıktı. Kosta Rikalı Froilan Ledezma, Senegalli Serigne Cheikh Gadiaga da yeterince farklı isimlerdi. O kampa davet edilen sürpriz bir genç yetenek daha olacaktı. Son olarak Erzurumspor ve Güney Kore Liginden LG Cheetahs takımının formasını giyen 23 yaşındaki Seyit Cem Ünsal. Bu ilginç hikayenin geri kalan kısmını Seyit Cem Ünsal’dan dinleyelim.

Size kısaca ‘’Barcelona’nın ilk Türk’ü’’ demek istiyorum. Peki kimdir Seyit Cem Ünsal kendinizden kısaca bahseder misiniz?

Adım Seyit Cem Ünsal. 1975 yılında Kayseri’de doğdum. Kayserispor alt yapısında yetiştim. Daha sonra sırasıyla Erzurumspor, Gençlerbirliği, Trabzonspor, LG Cheetahs, Barcelona derken kariyerimi sonlandırdım. Hayatıma dönüp baktığımda güzel anılar biriktirdiğimi görüyorum.

Kayserispor, Erzurumspor, Gençlerbirliği, Trabzonspor… ve niceleri. Türkiye kariyerinizden de bahsetmenizi istersem neler söylersiniz?

Öncelikle 23 yaşında iken, Trabzonspor’ da oynadığım dönemde yapmış olduğum trafik kazası her şeyi tersine çevirdi diyebilirim. Çok büyük sıkıntılar yaşadım. Allaha şükürler olsun ki bugün yaşadığıma dua ediyorum. Tabi ki futbol bir yana ama gördüm ki sağlık her şeyden önemliymiş. Futbol adına da özel dönemlerim oldu tabi ki. Farklı takımlarda farklı deneyimler yaşadım. Farklı hayatları farklı insanları tanıdım. Bu farklılıklar insan olarak beni olgunlaştırdı.

‘’ Louis Van Gaal beni çok istemişti ’’

Herkes Barcelona’da oynayan ilk Türk futbolcuyu Rüştü Reçber olarak biliyor, aslında hikaye böyle değil. Sizce adınız neden geri planda kalmış olabilir?

İspanya’ya yıllar önce gittim. 1997-98 sezonuydu. 3 ay boyunca hazırlık kampında kaldım. Hazırlık maçlarında oynadım, goller attım. Ama yıldızlarla dolu o kadroda adımdan fazla söz ettiremedim. Barça maceram çok kısa sürdü. Haliyle adımın geri planda kalması biraz kaçınılmaz oldu. Zaten denenmek üzere kampa katılmıştım. Resmi maça çıkmak nasip olmadı. Louis Van Gaal beni çok istemişti. Luis Henrique, Luis Figo, Pep Guardiola, Rivaldo gibi isimler o dönemde kadrodaydı. Onları tanıyıp aynı formayı giymek de çok güzeldi. Tarifsiz duygulardı.

 Adınız Barcelona Camp Nou müzesinde yazıyor, bu gururu bizlere nasıl tarif edersiniz?

Bu gurur, bir Türk futbolcusu olarak gerçekten çok sevindirici. Zaten benden sonra da Rüştü abi ve Arda da gitti. Onlarda bizlerin gururu olarak o formayı terlettiler.

Peki insanlar size Barcelona’yı sorunca neler hissediyorsunuz, o günler aklınıza gelince hisleriniz ve düşünceleriniz nelerdir?

Vallahi gerçekten de büyük bir gurur. Keşke elimizde olsa da geçmişe dönebilsek. Birbirinden büyük ve kaliteli isimlerle futbol oynamak müthiş bir şey. Barcelona’da çok şey öğrendim. Orayı anlatmayla bitiremeyiz. Çok kıymetli zamanlarım geçti orada.

Barcelona’da sizden sonra oynayan Türk futbolculardan Rüştü Reçber ve Arda Turan hakkında neler söylemek istersiniz?

Rüştü abi için ne denebilir ki zaten. Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli, en yetenekli kalecilerin başında gelir. Arda da fizik olarak çok iyi durumda. Aynı zamanda iyi bir kişilik sahibi kardeşimiz. Milli takımında kaptanı zaten. Onlarla hep gurur duydum. İnşallah daha iyi yerlere gelirler demek isterdim ama Barcelona’dan da daha iyisi yok.

‘’ 3 milyon dolar isteselerdi kesinlikle Barcelona’da kalırdım ’’

Aynı zamanda ‘’Güney Kore’de oynayan ilk Türk futbolcu’’ unvanına da sahipsiniz. LG Cheetahs (FC Seoul) maceranızdan da söz etmemek olmaz. O günlere dönersek eğer bizlere neler anlatırsınız?

Bir gün Gençlerbirliği’nde oynarken İlhan Başkan geldi. Seni ‘’Güney Kore’ye vereceğim’’ dedi. O dönemde de takımda Ümit Özat, İlhan Mansız, Ümit Karan, Ali Eren, Metin Diyadin gibi Türk futbolunun önemli isimleri vardı. Başkanın o sözünden iki gün sonra da Kore’ye gittim. Kore maceram da bu şekilde başlamış oldu. İlk zamanlarda çok yabancılık çektim. Elçiliğe gittim. Dedim burada hiç Türk yok mu? Çok yalnız kaldım. Gençliğin de verdiği heyecanla çok sıkıldım. Daha sonra Türk arkadaşlar edindim onlarla tanıştım. Orada ki futbol da cidden anlatılmaz. Tamamen kondisyona dayalı bir sistemleri var. Ben hayatımda bu kadar koştuğumu hatırlamıyorum. Barcelona’ya resmi transferimde de Seoul yüzünden gerçekleşmedi. O dönem bonservisim için 7 milyon dolar istediler. Barcelona’da beni denemek için almıştı. Haliyle bu parayı vermek istemediler. 3 milyon dolar isteselerdi kesinlikle Barcelona’da kalırdım. Benden sonra da Kore’ye Beşiktaşlı Rahim abi geldi. Toprak geldi, Ceyhun Eriş geldi. Şenol Güneş geldi hocalık yaptı burada.

Futbolu talihsiz bir şekilde erken taşta bırakmak zorunda kaldınız. Futboldan sonra neler yaptınız, hayatınızı nasıl devam ettiriyorsunuz?

Futboldan sonra büyük sıkıntılar yaşadım. Futbol için erken sayılacak bir yaşta, 31 yaşında bırakmak zorunda kaldım. Sonra ticarete atılmak istedim ama başarılı olamadım. Şu an da Türkiye Futbol Federasyonu’na bağlı olarak Bölge Antrenörlüğü yapıyorum. Oyuncu izleme komitesi ile birlikte milli takıma oyuncu seçiyorum.

Aslında biraz da Türk Futbolu hakkında görüşlerinizi merak ediyorum. Ligimizi ve milli takımımızı nasıl buluyorsunuz?

Öncelikle ligimizin kalitesinin düşük olduğunu söylemeliyim. Avrupa futbolunun gerisindeyiz. Bir Almanya, İspanya, Fransa ligleri gibi değiliz. Aslında isim olarak bakınca çok değerli oyuncularımız var. Ama kalite düşüklüğünden kendilerini gösteremiyorlar. Mesela memleketimiz Kayseri’ye dönüp baktığımızda kimler çıkmış son yıllarda alt yapıdan? Hiç kimseyi göremiyoruz. Çünkü alt yapıya dönüp bakılmıyor. Böyle bir futbol anlayışı yok. Bu zihniyeti anlamış değilim. Bir Mehmet Topuz örneği geldi şu an aklıma. Mehmet, yıllarca Fenerbahçe’de oynadı. Kayserimizi başarıyla temsil etti. Bu sene Fenerbahçe’den ayrıldı ve şu an başka kimse almıyor. Milli takım içinde inşallah daha iyi olacağız diye umut ediyorum. Hocamızın takdir ve görüşlerini çok önemsiyorum. Taraftarlarımızın da desteği ile milli takımımızı istediğimiz yerlerde göreceğiz.

Son olarak genç futbolcu kardeşlerimize tavsiyeleriniz nelerdir, onlara buradan nasıl bir mesaj vermek istersiniz?    

Futbol disiplin ister, çalışma ister. Beslenmeye, antrenmana, dinlenmeye önem verilmelidir. Türk Futbolunda çok kaliteli çocuklarımız var. Özellikle alt yapılarda. Dışarıya çok az futbolcu gönderebiliyoruz. Daha fazla göndermeliyiz. Oyuncu yetiştirme noktasında hala sıkıntılarımız var. Mesela Fatih Hocamızın açtığı futbol okulları var. Bunların sayısının artması lazım. Bizim scout ekiplerimizde yetersiz kalıyor. Bunların da iyi bir eğitimden geçmesi şart. İyi ve kaliteli bir futbol nesli istiyorsak bu saydıklarımız eksiksiz olmalıdır. Futbol bir ekip işidir, bir eğitim işidir.

 

 

Haber: Halil Can Öz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir