Sağlıklı Bir Hayat İçin “Biz Mikroplara, Mikroplar Bize Muhtaç!”

Şüphesiz ki sağlıklı yaşam herkesin ortak arzusudur. Bu noktada kendimize iyi bakmaya çalışırız. Doktorların tavsiyeleri, uzmanların görüşleri bizler için çok ama çok değerlidir. “İnsan sağlığının kıymetini ancak onu kaybedince anlar” diye büyüklerimiz söyler. Peki, gerçekten de öyle mi? Her şeyin başı sağlık mı? Buna ne kadar inanıyoruz? Tüm bunları ve daha fazlasını özellikle içinde bulunduğumuz zorlu “Pandemi” sürecini sizler için araştırdık. Sağlığın bizlere en büyük miras olduğunu anlatan değerli büyüğümüz Prof. Dr. Mustafa Şenol hocamız ile çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Çok faydalı ve bir o kadar da içten cevaplar aldık. Fazla uzatmadan sohbetimizin devamını hocamızdan dinleyelim.

Hocam, bizlere biraz kendinizden bahseder misiniz?

1956 yılında Nevşehir’in şirin kasabası Uçhisar’da doğdum. İlkokulu kasabamda, ortaokul ve liseyi Nevşehir’de bitirdim. Tıp eğitimini Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Tıp Fakültesi’nde, Cildiye uzmanlık eğitimini ise Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamladım. Uzun bir süre İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı’nda yardımcı doçent, doçent ve profesör olarak çalıştıktan sonra 2014’te emekli oldum. Yazları Uçhisar’da, kışları Erdemli’de ikamet ediyorum.  Evliyim, 4 çocuğum, 6 torunum var.

Doktorluk nasıl bir duygudur, doktor olmak isteyenlere neler söylemek istersiniz?

Kadim kültürümüzde doktor kelimesinden ziyade “tabip” ve “hekim” kelimeleri tercih edilirdi. Tabip; Mısır medeniyetinde sağlık bilimlerinin merkezi olan Tebb şehrinin bilgisine sahip olan bilge kişi demektir. Hekim; yaptığı işi hikmetle yapan, mesleğine derinlemesine hâkim insan anlamındadır. Doktor; kelimesi ise daha yüzeysel bir anlama sahip olup, bir konuda uzmanlaşmış elemanı tarif eder.

Bu kısa girişten sonra, hekimlik başta olmak üzere bütün sağlık hizmet alanları, meşgale sahası olan insanın değerinden dolayı kutsal kabul edilir. Bu meslek insanın hem dünyasını hem de inancı varsa, ahiretini abad eder. Bütün genç arkadaşlarımıza hekimliği şiddetle tavsiye ederim. Medyada zaman zaman rastlanan birtakım olumsuz haberlere itibar etmesinler. Doktorluk, toplumda her zaman için saygın, muteber bir meslek olmaya devam edecektir.

’Hayatı hücrelerimizin 10 katı kadar bir mikrop nüfusu ile paylaşıyoruz.’’

Hocam malum şu an için en önemli sorunumuz Covid-19 salgını. Peki, Covid-19 tam olarak nedir ve hayatımıza bu denli etkisini neye bağlıyorsunuz?

İnsan, dünyada tek başına izole bir şekilde yaşamıyor. Hayat denen muazzam bir bütünün küçük fakat önemli bir parçasıyız. Örnek vermek gerekirse; yetişkin bir insan vücudu yaklaşık olarak 100 trilyon hücreden oluşuyor. Buna mukabil, her bedende gene yaklaşık olarak 1 katrilyon mikroorganizma yaşıyor. Yani, hayatı hücrelerimizin 10 katı kadar bir mikrop nüfusu ile paylaşıyoruz ve onlarla karşılıklı yardımlaşma esasına dayalı (simbiyotik) bir ilişki içindeyiz. Diğer bir deyişle, sağlıklı bir hayat için biz mikroplara muhtacız, mikroplar da bize muhtaç! Karşılıklı iyi ilişkiler devam ettiği sürece bir problem yaşanmaz. Ama genellikle bizden kaynaklanan yanlışlıklar sebebiyle, bazen anlaşma bozulur ve mikroplar hastalık yapmak zorunda kalır. Kediyi köşeye sıkıştırırsanız, bir yerinizin tırmalanmasını da göze almış olursunuz. Bu salgın da çok büyük ihtimalle böyle olmuştur.

Mikroplar âleminin bilinen en küçük üyesi olan virüsler, hücre dışında inaktif halde bulunan, çoğalabilmek için mutlaka bir hücrenin içine girmek zorunda olan varlıklardır. Her virüsün en uygun şartlarda çoğalabileceği bir hedef hücre vardır. İçeriye girdikten sonra yönetimi ele geçirir ve hücrenin imkânlarını kendisini çoğaltmak için kullanır. Ana parçaları olan nükleik asidin çeşidine göre; DNA ve RNA olmak üzere iki ana gruba ayrılırlar. DNA virüsleri daha çok deride hastalık yapar. Korona (taçlı) virüslerin de dâhil olduğu RNA virüsleri ise daha çok sistemik hastalıklara sebep olmaktadır.

Gelelim ana konumuz olan Covid-19’a! Covid-19: Corona Virus Disease-2019 (2019’da ortaya çıkan taçlı virüs hastalığı). Bu virüs, bir RNA virüsü olup nezle hastalığına sebep olan virüs ailesine mensuptur. Çoğalabilmesi için en uygun ortam, yani hedef, akciğer hava yollarını döşeyen alveol hücreleridir. Neticeten, bir çeşit zatürreeye sebep olmakta, bağışıklık sistemi zayıf ve ilave hastalığı olanlarda daha fazla olmak üzere toplamda % 3 oranında ölüme yol açabilmektedir.

Aynı aileye mensup virüslerle neredeyse benzer hastalık yapma ve ölüm oranlarına sahip olmasına rağmen bu virüsün bu kadar meşhur olması; kanaatimce biraz manipülasyona, biraz da herkesin her şeyi anında duyma imkânlarına sahip olması sebebiyle girilen panik dalgasına bağlı olabilir diye düşünüyorum.

Sürecin doğru yönetildiğini düşünüyor musunuz veya neler eklemek istersiniz?

Bu konuda hükümetimizi ve özellikle sağlık bakanımızı çok başarılı buluyorum, tabii ki bu mücadelenin esas yiğitleri olan meçhul kahramanlarımızla beraber. Özellikle başlangıçta, her süreçte görülebilecek bazı aksaklıklar olmuştur ama burada da toplum olarak sorumluluğumuzun müşterek olduğunu düşünüyorum. Genel kuralı unutmayalım: “Bir toplum nasıl bir yönetime layıksa öyle idare edilir!”

Gereksiz veya yanlış bilgilerin, yüksek derecede kaygının bağışıklık sistemimizi olumsuz etkilediği söyleniyor siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bağışıklık sistemi bir vücudun ordusu gibidir. Ordunun düzeni, kapasitesi, müdahale yeteneği vücudun genel durumundan bağımsız değildir. Genel vücut sağlığımız ne kadar iyiyse, bağışıklık sistemimiz de o kadar güçlü demektir. Maalesef; insani ilişkilerimizdeki eksikliklere bağlı güven kaybı, beslenmemizdeki yanlışlıklar, çevre ve hava kirliliği, içki-sigara-uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar ve benzer bir dizi sebeple, vücutlarımız olması gereken mükemmeliğe sahip değiller. Sağlığı iyi olmayan bir vücudun savunma sistemi de mükemmel olmayacaktır. Üzerine bir de medyanın çok yanlış ve sansasyonel kullanımı eklenince, meydana gelen aşırı bilgi kirliliği ve panik havasının, zaten durumu sıkıntılı olan bağışıklık sistemini olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır.

Kanaatimce, kaygı yoğunluğunun bu kadar yüksek olmasının ana sebebi; toplumumuzdaki aşırı dünyevileşme hali ve tevekkül duygusunun zayıflamasıdır. Ölümden herkes korkar ama ondan kaçış da yoktur. Bir tehdit ve tehlikeyle karşılaşan insan gerekli tedbirleri aldıktan sonra samimi bir şekilde “tevekkeltü tealallah!” (Ben gücüm nispetinde gerekenleri yapmaya çalıştım, bundan sonrası Allah’ın yetkisindedir.) diyebilirse, içine girdiği kaygı anaforunda boğulmaz diye düşünüyorum.

Çocuklar ve yaşlılar özelinde toplumun geneli için sağlıklı ortamların oluşturulduğunu düşünüyor musunuz?

Bu konuda da çok ciddi bir problem yaşanmadığını düşünüyorum. Toplumumuzda her konuda olduğu gibi, maalesef bu salgın konusunda da “ifrat” ve “tefrit” arasında gelgitler oluyor. Hâlbuki olması gereken “itidal” üzere olmaktır. Bir kaç ay evde kalmak, özellikle günümüz şartlarında, o kadar da abartılacak derecede sıkıntılı bir durum olmasa gerek! “Öldük, bittik, yandık …” türü şikayetlenmeleri fazla dillendirmek ne kadar hatalı ise, “Bize bir şey olmaz abi!” türünden vurdumduymaz tavırlar da bir o kadar yanlıştır.

‘’Burada da sömürgeci zihniyetlerin ikiyüzlülüğü gün gibi ortaya çıkıyor.’’

Pandemi sürecinde diğer dünya ülkelerin salgına karşı aldıkları önlemleri nasıl görüyorsunuz?

Bu konuda ülkeler arasında bir fikir ve davranış birliği oluşmadığı görülüyor. İfrat ve tefrit türünden davranışlar ülkeler için de geçerli sanki! Bir de, bazı ülkelerin bu salgında hiç esamileri okunmuyor. Sanki bu hastalık, sadece gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri ilgilendiriyormuş gibi davranılıyor. Ya ötekiler? Oralarda her gün açlıktan, koleradan, sıtmadan vs. ölen sayısız insan ne olacak? Burada da sömürgeci zihniyetlerin ikiyüzlülüğü gün gibi ortaya çıkıyor.

Özellikle dünya devi zannedilen pek çok ülkenin bu salgın konusundaki çaresizlikleri de ibret verici! Tarihte, Nemrut zihniyetli zalimlerin bir sivrisinek (hem de topalından) tarafından helak edildiği anlatılır. Günümüz zalimleri de sanki benzer bir imtihana tabi tutuluyor diye düşünülebilir. Bu salgın, kendini süper güç zanneden müstekbirlerin bir oyunu ise bilinsin ki; her şeyi görüp gözeten, her oyuncunun üzerinde olan, her oyunu bozacak yüce bir kudret var! Yeter ki biz O’na tabi ve layık olalım!

Pandeminin bundan sonra hayatımızda sürekli olarak yer alacağı söyleniyor bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Kadim geleneğimizde; “İnsanların yaptıkları yanlış işler sebebiyle yeryüzünde fesat çıkar” ayeti sıklıkla kullanılır. Bu kural evrensel olup her zaman için geçerlidir. İnsanoğlu, içinde yaşadığı kâinatın efendisi değil, uyumlu ve saygılı olması gereken bir parçasıdır. “Rabbena, hep bana” mantığıyla davranmaya ve tabiatı acımasızca tahrip etmeye devam ettiği takdirde, aklı başına gelinceye kadar yeni yeni uyarıların gelmesi kaçınılmaz görünüyor.

Son olarak değerli hocam bizlere bu zorlu pandemi sürecinde sağlıklı kalabilmemiz için neler tavsiye edersiniz?

Tıpta genel kural; “Koruyucu hekimlik, tedavi hekimliğinden daha kolay, daha etkili ve daha ucuzdur!” Buradan hareketle, akıllı insan, ferden ferda, hayatındaki yanlışları azaltmaya, doğruları ve güzellikleri çoğaltmaya çalışmalıdır.

Olumsuzluklardan durmadan şikayet etmek yerine, bugünden itibaren; kendisinden, ailesinden, yakın çevresinden başlayarak insani ilişkilerimizi, beslenme alışkanlıklarımızı, kullandığımız zararlı maddeleri yeniden gözden geçirelim. Faydalıları, olumluları, güzelleri çoğaltmaya, zararlıları, olumsuzları, çirkinleri azaltmaya çalışalım. Bu virüsü başımıza sarmakla suçlanan Çinlilerin ne güzel bir atasözü var: “Kırk yıl karanlığa sövsen bir şeyi değiştiremezsin! Kalk bir mum yak!”.

Hiç unutmayalım ki hayatta tesadüflere yer yoktur. Her olanın mutlaka bir hikmeti vardır. “Deme niçin şol şöyle, Yerincedir ol öyle, Bak sonuna sabreyle, Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler!” Atalarımız ne güzel özetlemiş: “Vuku bulan da hayır vardır!”

Bize düşen olaylardan gerekli dersleri çıkarıp istikamet üzere sağlıklı bir hayat sürmeye çalışmak olmalıdır. Herkese, “Bedenen, ruhen ve sosyal açıdan” tam sağlıklı bir ömür dilerim.

Haber: Halil Can Öz

Sağlıklı Bir Hayat İçin “Biz Mikroplara, Mikroplar Bize Muhtaç!”” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir