Araba Tasarımında Deha “Erbakan Malkoç”

Kişiye özel yaptığı araç dizaynlarıyla ünü Türkiye sınırlarını aşan ve ismi ülkemizin en başarılı genç girişimcileri arasında yer alan Erbakan Malkoç, hem hikâyesi ile hem de yaptığı benzersiz tasarımlarla ülkemizin gururu ve gençler için örnek olmuştur.

Gelişen teknoloji ile hayatımızda her geçen gün önemini artıran otomobil sektöründe, ülkemiz gelecekte 2023 ve 2071 vizyonları olan bir ülke iken halen yerli otomobilini üretemiyor olması, dünya konjonktüründe sahip olduğu önemi açısından Türkiye için büyük eksiklik olduğu bir gerçektir. Her ne kadar zamanında ‘Şahin’, ‘Murat 124’, ‘Devrim’, ‘Anadol’ gibi yerli otomobiller üretebilmişsek de kısa bir süre sonra bunların imalatlarının durması ve piyasalardan kalkması otomobil sektörü üzerinde yeterince durmadığımızı gösterir. Ülkemizin şuan bir yerli otomobili olmasa da bunu üretebilecek bilgili, kabiliyetli mühendislerin olduğu da bir gerçektir. Bunlardan biri, teknolojiyi muazzam bir şekilde kullanarak otomobiller üzerinde yaptığı kişiye özel tasarımlarla ülkemizi, dünyanın teknoloji devi ülkeleri arasına sokan ve Avrupalıların ‘Çılgın Türk’ diye adlandırdıkları müthiş bir değerimiz olan “Erbakan Malkoç”. Birçok sanatçı ve iş adamlarının yanında diğer ülkelerin de önde gelen kişilerine (Bir Krala, Katar, Kuveyt, Bahreyn’den prensler, Irakta petrol zengini iş adamlarına vs…) ‘kişiye özel’ tasarladığı otomobillerle şirketini dünya markası haline getiren Erbakan Malkoç’la ezber bozan başarı hikâyesi ve gençler için neden bir idol olduğu hakkında konuştuk. Ülkemizi bir yerlere getirebilmek ve dünyaya tanıtmak için genlerin çalışması, üretmesi ve ürettiğine değer katması gerektiğini söyledi.

Türkiye’den başlayıp kendisini dünyaya kanıtlayan ve “Çılgın Türk” olarak anılan Erbakan Malkoç kimdir?

Ardahan’ın Göle ilçesinin Dengeli köyünde 11 nüfuslu bir ailenin ferdi olarak 1975 yılında dünyaya zorlu bir hayat için merhaba dedim. İlkokulumu Ardahan’da okudum. İlkokulda öğretim hayatımı devam ettirirken annemi ve babamı kaybettim. Bu acıyla beraber zaten yokluk içinde olan hayatım daha da zorlaştı. Annemi ve babamı kaybettikten sonra İstanbul’a kardeşlerimle beraber ağabeyimin yanına yerleştik. Köy hayatından çok farklı şehir hayatına geçmiş oldum. Tabi böyle bir durumu yaşayarak kendimi boşlukta hissettim. Ayrıca İstanbul’a ağabeyimin yanına geldikten sonra onların durumunu görünce kendimi onların sırtlarında yük olarak gördüm. Ağabeyimin maddi durumu da iyi değildi bu yüzden bir an önce bir şeyler yapıp bir yerlerden başlayıp yardımcı olmam gerekiyordu. O zamanlar 10 yaşındayım ve karmakarış duygular içinde kendime bu hayatta yer arıyorum. Ağabeyim ne yapmak istersin diye sorduğunda direk oto tamirciliğinin yanında çalışmak istediğimi söyledim. “En büyük hayalim oto tamircisinde çırak olmak” dedim. Kolumdan tuttu ve beni tamirhaneye götürdü. En büyük şansım o tamirhane oldu. Otomobilleri daha yakından gördüğüm için kendimden geçiyordum. Ağabeyim sonunda oto tamirhanedeki işverene, “Eti senin, kemiği benim” dedi. “Artık yarından sonra buraya gelip gideceksin, para da vermeyecekler sana” deyince, ağabeyime şöyle söyledim: “Gelmem, parasız olmaz. Bana ayakkabı sandığı yaptır, boya işi yaparım, çalışır para kazanırım.” Sonrasında tamirhanede çırak olarak işe başladım ve dünyada otomobil dönüşümüne yön veren DizaynVip markasını oluşturdum. Başarılarımla gururluyum çünkü ülkemi hem Avrupa’da hem de Amerika’da teknoloji de dünya devi olarak gösterebildim. Çok zorlu süreçlerden geçtim fakat inanmakla, çalışmakla ve azmederek başarılarımı her yerde taçlandırdım.

Sizi diğer çocuklardan farklı kılan ve öğretmenlerinizin ilgisini çeken özellikleriniz nelerdi? Çocukluk yıllarınızda ki başarılarınızdan bahseder misiniz?

Çocukluk hayatım hemen hemen hiç olmadı diyebilirim. Hiç ama hiç oyuncağım olmadı. Oyuncağımın olmaması yokluk nedeni ön planda olsa da zaten benimde oyuncaklara karşı pek ilgim yoktu. İlkokul yıllarına gelecek olursam eğer beni diğer arkadaşlarımdan ayıran en önemli özellik hayal gücüm, hayal yeteneğimin çok gelişmiş vaziyette olmasıydı. Yani arkadaşlarımın oynadıkları oyunlar, onların yaptıkları şeyler beni hiç bağlayan ilgilendiren şeyler değildi. Mesela örnek vereyim arkadaşlarım ali veli gel yazarken ben, beşinci sınıfların derslerinin çarpım tablosu ile ilgilenir matematik sorularını yapmaya çalışırdım. Arkadaşlarım kar yağdığı zaman altlarına naylon koyup kaydığı zaman ben, meyve kasalarından kızak yaptım ve kızakla kayıyordum. Arkadaşlarım oyun oynarlarken ben dünyanın en iyisi olacağım diye öğretmenlerimle sohbet ederdim. Öğretmenlerim bu yeteneklerimi bilgilerimi gördükleri için beni keşfettiler ve ders boyutunda başka seviyede olmamdan dolayı öğretmenlerim beni Milli Eğitim sınavlarına sokarak anında 2.sınıftan 5.sınıfa atlattılar. Kısacası beni diğer arkadaşlarımdan ve çevremden ayıran en önemli özelliğim hayal yeteneğimin çok gelişmiş olmasıydı. Erbakan Malkoç’u ifade ettiğimde, gerçekleştirmek istediğim hayali eğer istiyorsam yola çıktığımda engel olan babam dahi olsa tanımam. Beni ben yapan 3 temel özelliğim vardır. Bunlar; 1. Hayal etmek. 2. Başarıda engel bırakmamak. 3. Çok çalışma özelliği.

Anne ve babanızı kaybettikten sonra İstanbul’a ağabeyinizin yanına yerleştiniz. Hayatınızı çıraklık yerine okuyarak devam ettirseydiniz yine de otomobil aşkınızı ve bu icatlarınızı keşfedecek miydiniz?

Okumayı çok istiyordum. Benim hayalimde okuyup çok büyük adam olmak vardı. Bizim okulumuz bitince annem babam rahmetli olunca okumaya hayallerimin tamamı yok oldu. Çünkü çok büyük yokluk vardı. Okula gidecek gelecek ya da okul masraflarını karşılayacak pozisyonumuz yoktu. Okumak için o zamanlar böyle destekleyecek kimsede yoktu hani okuyayım diye. Bu nedenler olunca çalışmaya ihtiyacım vardı. Yokluk içindesiniz ve okumak için maddi durum yok bütün hayallerim suya düşmüştü yoksa okumamak için terk etmedim. İmkânsızlıklardan dolayı okuyamadım. Okusaydım ne olurdum diye düşünürsem eğer hiç bilmiyorum. Ama inanıyorum ki eğer okusaydım da kendimi kanıtlardım. Güzel bir söz vardır. “Gör bakalım Mevla’m ne eyler, ne eylerse güzel eyler” yani bizim kaderimiz böyleymiş çünkü kader ve kader üstü kader. İnsanın kendine bağlı olan kaderi ve kendine bağlı olmayan kaderi vardır. Benim bu noktadaki kaderim bana bağlı olmayan kaderdi. Tabi benim çocukluktan beri otomobillere karşı merakım vardı. Ağabeyim beni ilk tamirhaneye götürüp burada işe başlayacağımı, ancak para almayacağımı söylediğim de ağabeyime katkı sağlamak için ayakkabı boyacılığı yapacaktım. Ama o gün ağabeyimin bana, “Arabaları görünce gözlerinin içi parlıyor, sen bu işe başla” dedi. Ağabeyime bu konudaki ısrarından dolayı çok şey borçluyum. Onun sayesinde o tamirhanede çırak olarak çalışmaya başladım. Rabbimin çizdiği yol buydu ve bu yol ile ilerledim. Ama yine de ilkokulda ben dünyanın en iyisi olacağım diyordum ve bu hayalimi bu yolda da gerçekleştirdim. Ben kendi işimde dünyanın en iyisiyim.

Kısa sürede kazanılan bu başarılar herkes tarafından saygı gösterilecek ve örnek alınacak düzeyde. Zorlu şartlarda elde edilen başarılarınızdan bahseder misiniz?

Şimdi başarı çok göreceli bir şey, başarının kavramları var, başarının tanımlamaları var, başarıya bakış açıları var, herkes başarıyı farklı açılardan değerlendirebilir. Çok basit açıklamak gerekirse “bu ortamda 5 kişiyiz diyelim eğer ben sigara içmiyorsam ve geriye kalan 4 kişi içiyorsa onlar başarısız ben başarılıyım” diyebilirim. Yani başarı bulunduğun ortamda fark yaratmaktır. Ama gerçek başarı nedir diye sorulursa, başarı zorluklarla mücadele edebilmektir. Başarının en temel özelliği ya da ana teması gerçekten zorluklarla mücadele etmektir. Çıraklık döneminde araçları daha iyi tanıma fırsatım oldu. Araçlar üzerinde yeni şeyler denediğim için ustalarımdan çok dayak yemişliğim var. Sabırsız ve meraklıyımdır. Ustam bir iş yaptığında onu tepeden izlerdim. Otomobillerde o dönemlerde teknoloji anlamında hiçbir şey yoktu. Sağ dikiz aynası bile yoktu. Ben otomobillerle ustalarımla başladığım dönemde işler başladı. Otomobillere beraber bir şeyler yapmaya başladık. Aracın karbüratörüne, şarj dinamosuna, motoruna bakıyorlardı. Ben daha çok teknik şeylere ilgi duyuyordum. İşe başladıktan 6 ay sonra ustalarımı geçmiştim. Çıraklığımın 6’ncı ayında cıvayla otomobil alarmı yaptım. Bu yüzden de ustalarımdan dayak yedim. Arabadaki mevcut hoparlöre takviyeler yaparak bu hoparlörden nasıl daha iyi bir ses alabilirim diyerek mühendisliğini araştırır, mucitlik yapardım. Otomobillere kablo çekerken, nasıl daha iyi bir iş ortaya çıkartırım diye düşünürdüm hep. Silecek motoruyla otomatik cam yapardım. Hayatımda her yaptığım işte fark yaratmaya çalıştım. Şöyle ifade edeyim standart olan veya sıradanlaşan hiçbir şeyi beğenmem. Çok samimi söyleyebilirim ki çıraklık zamanın yediğim dayağı hiçbir zaman yememişimdir. Ustalarımdan yediğim dayağı benim diyen insan yememiştir.  Ustalarımın ayakkabılarına bakardım ne zaman eskiyecekte bana verecekler ben giyeceğim diye. Şimdi böyle bir mücadele vererek başarıya ulaşıyorsun yoksa pes ederek, en ufak bir zorluk önüne çıktığında oradan hemen çark ettiğin zaman başarı gelmez. Başarı ne istediğini bilerek onun peşinden gitmektir. Başarı tek tavşanı kovalamaktır. Benim 10 tane tavşanım varsa başarılı olmam ki, tavşanı tekleyerek başarıya ulaşabilirim. İnsanlar sıfırdan en zirveye ulaşmak istiyorsa mutlak suretle mücadele etmek zorundadır.

Başka sektörlerde de ilerleyip farklı konumlarda olabilirdiniz. Neden otomobil sektörü? Sizi bu sektöre iten sebep neydi?

Beni bu sektöre iten ana neden açıkça söyleyebilirim ki yokluktu. Okul hayatım bitmişti bir şekilde çalışmam gerekiyordu. Beni otomobile çeken neden ise otomobillere olan meraktı. Belki de otomobillerin içinde doğum büyüyen biri olsaydım hiç ilgimi çekmez ve bu duruma gelmezdim. Bizim köy çok fakir bir köydü. Doğduğum yıllarda otomobil bahsi geçmezdi diyebilirim. Bazen çarşıya giderken böyle çarşıya gidilen yolda tek tük geçen arabaları görürdüm. Çocuktum ve anormal bir şekilde otomobillere ilgi duyuyordum. Öyle bir meraktı ki dua ederdim acaba dokunabilir miyim ya da daha yakından görebilir miyim, içi nasıl, dışı nasıl, bunun içinde ne var, nasıl gider, nasıl durur gibi sürekli ilgimi çekerdi. . Otomobil, benim için uzak bir oyuncaktı. Çocukluğumda o hiç sahip olamadığım oyuncak otomobil, bugün benim hayatım. Otomobillere hayat vermekten büyük keyif alıyorum.

Otomobil sektöründe tasarım denildiği zaman en önde gelen isim oldunuz. Araçlarda ne gibi dizayn ve değişikliklerde bulunuyorsunuz?

Otomobil dönüşüm konusunda da aklınıza gelebilecek her şeyi gerçeğe dönüştürmeye çalışıyorum. Ben bir aracı tasarlamakla yetinmiyorum, ben o aracı dönüştürüyorum. Kişiye göre otomobilleri dönüştürmek dünyada her kesin yapabileceği bir şey değil. Bu konuda şu an dünyanın en önde gelen şirketlerinden bir tanesiyim. Örneğin; bir otobüsü bir saraya dönüştürebilirim. Ya da panelvan bir aracı, masasından televizyonuna, buzdolabından oyun konsoluna kadar ofis konforuna veya ev rahatlığına dönüştürebiliyorum. Kısacası aracın motorundan iç dizaynına kadar müdahale etmediğim tek bir noktası bile kalmıyor. Eğer müşteri bizim standart olarak dönüştürdüğümüz araç modellerinden birini istemiyorsa, o zaman burada müşterinin istekleri ön plana çıkıyor. Bu nedenle de müşteriyi iyi tanımamız gerekiyor. Bunun için de müşteriyi iyi tanıyabilmek adına onunla mümkün olduğunca vakit geçirmeye çabalıyoruz. Böylece müşterinin ne istediğini, ne beklediğini ve ne hayal ettiğini daha iyi anlayabildiğimiz için müşteriye araç dönüşümünde en mükemmeli sunabiliyoruz. Biz sadece otomobil yapmıyoruz. Dünyada hiç kimsenin yapamayacağı ve her yere entegre edilebilir düzeyde araç dizaynını yapıyorum.

Yaşadığımız çağ olarak teknolojinin en üst düzeyde kullanıldığı düzeydeyiz. Teknolojinin de etkisiyle insanların artık istedikleri hayalleri sınır tanımaz oldu. Siz yaptığınız tasarımlarla onların hayal edemeyeceklerini ve istediklerini nasıl gerçekleştiriyorsunuz?

Bir bakan insan vardır, birde gören insan vardır. Bir şeye bakmakla görmek arasında çok fark vardır. Kendimi baktığı her şeyi görebilme yeteneği olan biri olarak değerlendiriyorum. Bir bardağa baktığım zaman bunu nasıl bir tasarım uygulayıp nasıl bir boyut kazandırabilirim veya daha farklı nasıl yapabilirim diye düşünürüm. Dünyadaki en iyi zanaatı kullanırım. Taklit zanaatı. Birebir yapmak hırsızlık, feyz almak uygulamak zanaattır. Örneğin Steve Jobs’un “ikinci modelimizde var” kelimesi bende çok büyük etki yaratmıştır. Ben onu taklit ederim. Örneğin çok güzel bir araba yapmışım ve müşterime gösteriyorum ve müşterim diyor keşke şurada şöyle bir şey yapsaydınız dediği zaman hemen söylerim “ikinci modelimizde veya diğer aracımızda” bu dediğin mevcut. Ben bilgisayar taklidini yapmıyorum. Onun fikrini, düşüncesini, bakış açısını alıp kendi işimde kendime uyarlayarak adapte ederek yapıyorum. Siz baktığınız şeyi görebiliyorsanız işin üstüne çıkabilirsiniz.

DizaynVIP olarak kişiye özel araç tasarımlarınız herkes tarafından istenilecek ve elde edilmek istenecek seviyede. Hangi ünlülere araç tasarımında bulundunuz?

Açıkça söylemek gerekirse hemen hemen her ünlüye araç tasarımı yaptık. Her ünlünün kendisine özel istekleri ve iç dizayn da değişiklik istemesi tabi ki işimizi zorlaştırıyordu fakat bu işte zoru seven biri ve düşünülmeyeni yapamaya çalışan olarak tatmin edebildik. Kral Abdullah için özel otobüs tasarımı yaptık. Ömer Sabancı, Ahmet Çalık, Abdülkadir Konukoğlu, Bülent Ersoy, Ajda Pekkan, Lukas Podolski, Wesley Senijder gibi ünlüler haricinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in eşi Lyudmila Putina için Mercedes Viona marka araba iç tasarımını yaparken, koltuk derileri özel olarak İtalya’da üretildi. Diğer ünlü araç tasarımı ise Rusya Başkanı Dmitri Medvedev. Ayrıca neredeyse tüm iş adamları, sanatçılar, futbolcular ve daha aklıma gelemeyen önemli ünlülere kişiye özel araç yaptım.

Dünyanın birçok yerinde platformlarda bulunup Türkiye’yi temsil ediyorsunuz. Ülke olarak gurur duyulacak iş yapıyorsunuz. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dünyanın en önemli şeyi insanlar tarafından yaptığım işten dolayı takdir gelmesidir. Takdir çok keyiflidir ama beni en çok motive eden şey “taklit edilmem” dir. Takdir insanı motive eder ama taklit insanı yaşatır büyütür. Ben en çok taklit edilme noktasında motive oluyorum. Dünyanın her yerinde Erbakan Malkoç’un tasarımları taklit edilir. Senin yaptığının aynısını yapmaya çalışanlar taklit ediyor demektir. Dünyanın en önemli noktalarında ülkemi temsil ettiğim zaman ise bir başka mutlu oluyorum çünkü Allah herkese bu duyguyu yaşatmaz. Amerika Birleşik Devletleri’nde, Avrupa’da, Cenevre’de, İsviçre gibi dünyanın en önemli platformlarında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsil eden işler yapmak kadar gurur verici bir şey olamaz. Her ne kadar devlet için çalışmasam da benim kimliğim Türkiye olarak gösterilir ve kimdir nereden gelir diye sorulduğu zaman Türkiye’den demeleri benim için her şeye bedeldir.

Genç nesil için örnek alınacak idol olarak gösterilecek ezber bozan bir hayat hikayeniz var. Türkiye’de üniversiteler tarafından çağrılıyorsunuz. Peki, onlara tavsiyeleriniz neler oluyor?

Ülkemin gençleri tarafından rol model alınmam muhteşem bir duygu, muhteşem bir gururdur. Gerçekten bunu iliklerime kadar hissediyorum. Gençlere öncelikli tavsiyem gerçekten iyi insanlar olabilmelerini söylerim. Çift kanatlı olmaları gerekir. Yani bir insan hem dünyevi hem de uhrevi olmalıdır. Mevla, eğer başarılı olmak istiyorsanız çift kanatlı olmanız gerektiğini söyler. Kovaladıkları tavşanın tek olması gerektiğini tavsiye ederim. Hayal kurmaları gerektiğini, yola çıkarken kimseye takılmamaları gerektiğini ve çok çalışmaları gerektiğini her zaman söylerim. Gençler gözümün içine baktığı zaman benden almış oldukları gerçekleri görmeleri ve bunu dile getirmeleri kadar güzel bir şey yoktur. Gençlerin şu ana kadar bildiklerini unutturup farklı bir yön, farklı bir bakış kazandırmaya çalışırım. Hayali dünya yerine gerçeği görmeleri gerekir. Üniversitelerde girişimcilik, liderlik, uluslararası ticaret, dış ticaret ve birçok konuda bilgi vermeye çalışıyorum. İnsanlar ne yaparlarsa gerçekten topluma kazanımları olur onu anlatırım. “İyi değil, daha iyi nasıl olunur” diye onlara yani ülkemizin geleceğini belirleyecek gençlere anlatmaya çalışıyorum.

Bundan sonraki hedefleriniz nelerdir. Hangi durumda tamam hayallerime hedeflerime ulaştım diyeceksiniz?

Benim en önemli özelliğim zor, ulaşılabilir ve gerçekçi hayal kurabilme yeteneğimin olmasıdır. Bugüne kadar kurmuş olduğum her hayali Allah bana nasip etti ve gerçekleştirebildim. Hayali kurarım, ulaşmaya yakın olduğumu hissettiğim anda çıtayı yükseltirim. Bugüne kadar en büyük hayalim Avrupa’nın önemli yerlerinden ödüller alabilmek ve en önemlisi Amerika’dan ödül alabilmekti, Almanya’nın en önemli araba üreticilerinden Mercedes’e yetkili ortak olmaktı, dünyanın en önemli gazeteleri tarafından bizim için övgü dolu sözler yazılmasıydı ve bunların hepsini gerçekleştirdim. Şimdiki hedef çıtam ise DizaynVIP adı altında trafikte bir arabamın olmasını görmek, ikincisi ise kişiye özel otomobil dönüşümü konusunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak dünyaya iz bırakmaktır. Yani dünyaya iz bırakan bir yapı olmak işitiyorum. Siz iz bırakırsanız, sizin izinizi insanlar takip eder.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir