Nevşehir’in Gözdesi “Uçhisar Kalesi”

Uçhisar kalesi Kapadokya’nın bulutlarla buluştuğu eşsiz manzaraya sahip zirve noktası. Bölgenin her yerinden görülmesi ise kaleye daha da cazibe katıyor. Bütün Kapadokya’yı kuşbakışı süzebileceğiniz bu nokta, bölgenin diğer iki önemli yükseltisi olan Erciyes ve Hasan Dağı’nı aynı anda görebileceğiniz tek yer.

Kaleye girmeden önce kalenin aşağı kısımlarında dükkânlar kurulmuş. Burada Nevşehir’e özgü birbirinden güzel eşyalar sergilenmekte. Kalenin hemen önünde bir bank. İnsanın saatlerce yalnız kalabileceği huzurlu bir bank. Banka oturduğunuzda eşsiz bir Nevşehir manzarası. Eksik olan tek şey bir demlik çay ve sigara. Manzarayı bırakıp kaleye gitmek içinizden gelmiyor. Bankı bırakıp kaleye doğru yol aldığımızda kalenin girişinde kalenin tarihi hakkında bilgiler olan bir pano yer alıyor. Roma İmparatorluğu’nun baskısından kaçan Hıristiyanlar, savunmaya ve gizlenmeye elverişli olan Kapadokya bölgesinde, kimilerinin yeraltı şehirlerinde yaşadığı gibi bazıları da Uçhisar kalesini çok katlı bir apartman, barınak ve sığınak gibi kullanmışlardır. Kalede mezarlar, su sarnıçları, küre şeklinde taşlar vardır. Uçhisar kalesinin zamanla oyulması ve delik deşik edilmesinden sonra kopmalar ve kaya düşmeleri neticesinde oradaki insanlar kalenin eteklerine inmişlerdir. Uçhisar, Kapadokya Krallığında olduğu gibi Selçuklular zamanında da uç beyliğiydi. Yıldırım Beyazıt’ın 1398 de Uçhisar’a gelmesiyle yöre, Osmanlı topraklarına katılmıştır. Cumhuriyet döneminde kale yakınında evlerin, mağara ev olması sebebiyle afet bölgesi olarak boşaltılmıştır. İnsanlar bunun sonucunda kalenin daha aşağı bölgelerinde yaşamaya başlamışlardır.

Bilgileri edindikten sonra kalenin iç kısmına doğru yol alırken sizi kayalardan hazırlanmış toplar karşılıyor. Zamanında düşmanlara atılmak için kullanılan bu topların günümüze kadar ulaşmış olması sevindirici. Çok katlı bir apartman görünümünde olan kalenin her katında çeşitli amaçlar için kullanılan odalar, mezar oyukları ve çeşitli tüneller yer alıyor. Ağır ağır ilerlediğimizde altı basamaklı bir merdiven. Merdivenin köşelerinde bulunan ışıkların oluşturduğu renkli bir ortam. Merdivenin bitişinde iki kişilik bir bank. Bir hatıra fotoğrafı çekilmemek elde değil. Yürümeye devam edince kaleden dışarı çıkan bir geçit. Geçitten çıkınca Nevşehir… Nevşehir… Nevşehir… Devasa bir manzara… Hem manzaraya bakıyor hem de ilerideki merdivenlerden çıkmak için can atıyorsunuz. Merdivenleri yavaş yavaş tırmandıkça vadilerin olağanüstü görüntüsü kendini gösteriyor.

Gün batımı sırasında güneşin yaydığı göz alıcı renklerle boyanan muazzam bir Kapadokya. Sürekli durup manzaraya bakmamak elde değil. Merdivenlerden çıkarken biraz zorlansanız da kalenin en tepesindeki manzara bütün yorgunluğunuzu üzerinizden alıyor. Kalenin en tepesinde bir bayrak. Sanki bize bir şeyler anlatırcasına mükemmel bir şekilde dalgalanıyor. Ne tarafa dönerseniz dönün apayrı bir manzara. Kale, adeta insan akınına uğruyor. Her insanın kafasından geçen düşünceler birbiriyle benzerlik gösteriyor olmalı. Gün batımını izlerken görevliler kalenin kapanacağını söylüyor. O anda kalenin kapanacak olmasının verdiği üzüntü ve bir yandan da manzaranın verdiği huzur birbirine karışıyor…

Nevşehir’in Gözdesi “Uçhisar Kalesi”” için 2 yorum

  • Haziran 2, 2020 tarihinde, saat 11:55 am
    Permalink

    Uçhisar mı Üçhisar mı?
    Kasabamızın adının “Ucasar” mı “Ücesar” mı olduğu konusunda halkımız arasında ciddi bir ihtilaf olmamasına rağmen, özellikle basın-yayın organlarında ve medyada maalesef zaman zaman bir kafa karışıklığı görülmektedir. Önce karışıklığa yol açan bu iki isim konusundaki rivayetleri nakledelim, sonra da kararımızı açıklayalım.
    Birinci rivayet odur ki: Büyük Selçuklu Devleti’nin delifişek komutanlarından Bekçioğlu Emir Afşin Bey, Malazgirt Savaşı’ndan daha önce Anadolu’yu hallaç pamuğu gibi atmış, Halep’ten girmiş, Antakya, Antep, Maraş, Kayseri, Kapadokya, Frigya derken soluğu Üsküdar’da almış! O hızla nereyse İstanbul’u bile alacakmış ama devletler arası güç dengeleri o gün için buna imkan vermemiş.
    Bu sefer sırasında, Kayseri’yi fetheden Afşin Bey, fütuhatına batıya doğru devam ederek Ürgüb’ü de ele geçiriyor. Kadim Türk geleneğine uyarak, fethettiği yerlerin isimleri uygunsa olduğu gibi bırakıyor, değilse değiştiriyor. Ürgüp te ismi değiştirilecek yerler arasında! Ne olsun, ne olsun diye düşünürken, tepedeki büyük kaya kitlesinden mülhem, “Hisar” adını uygun buluyor. Ertesi gün harekata devam ediliyor, Ortahisar zabtediliyor. Birincisinden daha büyük bir kaya kütlesi! Kale’ler iki olunca, ilkine “Başhisar”, ikincisine “Uçhisar” deniyor. Harekatın üçüncü gününde Uçhisar’a giriliyor. İlk ikisinden daha büyük, devasa bir kaya kütlesi! Böylelikle hisarlar üç oluyor: Başhisar-Ortahisar-Uçhisar! Nedendir bilinmez, Başhisar ismi tutmuyor, ama Ortahisar ve Uçhisar o günden beri bu isimlerle anılmaya devam ediyor.
    İkinci rivayet budur ki: Uzaktan bakıldığında kasabamızda üç adet kale dikkat çeker: Ağa’nın Kale-Çavuş’un Kale-Tığraz! Bu üçünden hareketle kasabamıza “Üçhisar” adı verilmiştir.
    Yukardaki bilgiler muvacehesinde, kanaat-i acizanemiz ve netice-i kelamımız: Kasabamızın doğru adı; Üçhisar değil “UÇHİSAR”, halk arasındaki söylenişiyle “Ucasar”dır, vesselam!

    “Ucasarlılar” Facebook Sayfası

    Yanıtla
    • Haziran 4, 2020 tarihinde, saat 8:35 am
      Permalink

      Öncelikle ilginiz için teşekkür ederiz. Yapmış olduğunuz bilgilendirme ve aktarımlar için de ayrıca memnuniyetimizi ifade ederiz.

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir